Zafer Toprak – Türkiye’de Popülizm 1908 – 1923

Türkiye'de Popülizm 1908 - 1923 Kitap Kapağı Türkiye'de Popülizm 1908 - 1923
Zafer Toprak
Doğan Kitap
504

Türkiye'de popülizmin entelektüel evrimi...

Halkçılık Osmanlı düşün dünyasına II. Meşrutiyet yıllarında girdi. Yusuf Akçura, Ahmed Ağaoğlu gibi Müslüman aydınlar, Rus fikir ortamını Osmanlı topraklarına taşıdılar. Rus Narodnik hareketinden etkilenen bu düşünürler "Halka Doğru" gitmeyi, halkı bilinçlendirmeyi ve onların geleneksel değerlerine sahip çıkmayı amaçladılar.

Ancak Cihan Harbi ile birlikte, halkçılık farklı bir ideolojik yörüngeye girdi. Ziya Gökalp'ın öncülüğünde solidarizmle harmanlanarak devletin resmi ideolojisine dönüştü. Halk Fırkası da işte bu popülist düşüncenin ürünü oldu. Ulus-devlet inşa sürecinde Rousseau'nun halkın egemenliği anlayışına dayanan türdeş, dayanışmacı, eşitlikçi bir dünya görüşü izlendi. Ancak 1946 sonrası Cumhuriyet Türkiyesi entelektüel eksenli bir popülist evreyi sonlandırdı; demokrasi çatısı altında, günlük siyasette, tabana yönelik söylemi ön plana çıkaran ve kitlelere seslenen popülist bir çizgiyi benimsedi.

Prof. Zafer Toprak, Türkiye'de Popülizm 1908-1923'te Türkiye'de popülizmin entelektüel evriminin izini sürerken bu yılların düşünce ve toplumsal tarihine ilişkin önemli dönüşümleri ustalıkla ele alıyor.

Clive Barker – Cehennemin Kızıl Hakikati

Cehennemin Kızıl Hakikati Kitap Kapağı Cehennemin Kızıl Hakikati
Clive Barker
Nemesis Kitap
448

Harry D'amour, ona gelen doğaüstü cinayet vakalarını çözümleyen bir dedektiftir. Birçok düşmanı vardır ancak bu düşmanlardan en azılısı Pinhead'dir. Pinhead'i dedektifin en azılı düşmanı yapan şeyse, ona nasıl zarar vereceğini biliyor oluşudur.

Dedektif D'amour'a iş veren, aynı zamanda hayaletlerle konuşarak doğaüstü olayları çözmesine de yardım eden arkadaşı, dedektifin gözleri önünde kaçırılır. Dedektif ise arkadaşını kurtarmak için onu kaçıran Pinhead'i evine, yani Cehennem'e kadar takip eder.

Büyük hesaplaşma yakındır. İyi ve kötünün dünya kurulduğu günden bu yana süren savaşı, hız kesmeden devam etmektedir. Ancak bu sefer cepheler, kötülüğün topraklarında kurulmuştur. Yani Cehennem'de… Clive Barker'ın müthiş hayal gücü sizi kendine hayran bırakacak. Cehennem'in Kızıl Hakikati, kötülük anlayışınızı derinden sarsmaya geliyor.

"Clive Barker'ı okuyunca, daha önce okuduklarınızın gücünü sorgulayacaksınız."
-Stephen King-

"Hayal gücü ve anlatım yeteneğiyle hayranlık uyandıran sıra dışı bir yazar."
-JG Ballard-

"Günümüzün en yaratıcı isimlerinden biri Clive Barker. En derindeki korkularımızı bile biliyor. Bunları anlatırken de bizi harekete geçiriyor. Ürkütücü ama gerçek."
-Quentin Tarantino-

Dean Burnett – Aptal Beyin

Aptal Beyin: Bir Sinirbilimci Beyninize Neler Olup Bittiğini Anlatıyor Kitap Kapağı Aptal Beyin: Bir Sinirbilimci Beyninize Neler Olup Bittiğini Anlatıyor
Dean Burnett
Aganta Kitap
288

Zeki insanlar tartışmalarda neden çoğunlukla yenilir?

Neden insanların yüzlerini hatırlarız ama adları bir türlü dilimizin ucuna gelmez?

Peki bir ilişki bittikten sonra neden haftalar, aylar, hatta yıllar boyunca kendimize gelemeyiz?

 

Çünkü: Beyin aptaldır. Beynimizin inanılmaz ve mucizevi olduğunu düşünürüz. Ama aslında beynimiz bazı şeyleri karıştırabilir, hataya düşebilir ve çalışma düzeni bozulabilir. Hatta beyin kendini beğenmiştir, egoisttir. Evet, öyle!

Dean Burnett Aptal Beyin’de, bütün görkemine karşın insan beyninin kusurlarını ve bu kusurların söylediğimiz, yaptığımız ve deneyimlediğimiz her şeyi nasıl etkilediğini pek çok bilimsel deney ışığında anlatıyor.

Sinirbilim uzmanı, Guardian blog yazarı ve komedyen Dean Burnett, insan hayatını sabote ediyor gibi görünen beyni merak eden herkesi eğlenceli bir yolculuğa çağırıyor.

“İşte beyin bu. Etkileyici değil mi? Ama aynı zamanda biraz da aptal.”

Andre Bonnard – Antik Yunan Uygarlığı 1

Antik Yunan Uygarlığı 1: İlyada'dan Parthenon'a Kitap Kapağı Antik Yunan Uygarlığı 1: İlyada'dan Parthenon'a
Andre Bonnard
Evrensel Basım Yayın
248

Andre Bonnard (1888-1961) Varlıklı bir ailenin çoçugu olarak isviçre'nin Lozan kentinde doğdu. Babası, üniversitede Eski Fransızca profesörü idi. Liseyi Lozan'da okuyan Bonnard, Lozan'da başladığı üniversite eğitimini Paris'teki Sorbon Üniversitesi'nde tamamladı. Ksenofon'a adadığı doktora tezini 1910-U yılları arasında Mulhouse kentinde hazırladı (bu tez biryangında yok olduğu için bugüne ulaşmamıştır). 1928 yılından itibaren Lozan Üniversitesi'nde Yunan Dili ve Edebiyatı profesörlüğü yaptı. Çoğu Eski Yunan uygarlığı üzerine olmak üzere onlarca esere imza atan Bonnard 1949 yılında isviçre Barış Hareketi başkanlığına, 1950 yılında işe Dünya Barış Konseyi üyeliğine seçildi. Komünist Parti üyesi olmadığı halde 'komünist komplo' suçlamasıyla İsviçre Federal Mahkemesi tarafından yargılandı. 1954 yılında Lenin Barış Nişanı ödülünü aldı. Yazarın Sovyet Edebiyatı Üzerine ve İnsan ve Tragedya adlı eserleri de yayınevimizce basılmıştır.
"...felsefe, insan bilimleri ve sanatta 'Yunan Mucizesi' bütün dünyada hâlâ zengin bir okul, tükenmez bir ilham kaynağı olma niteliğini sürdürmüyor mu?
Bu düşüncede olduklarını sandığım büyük biraydın kesiminin, Andre Bonnard'm bu kitabını sıcak bir ilgiyle karşılayacaklarından hiç kuşku duymuyorum.
Bonnard bize Yunanlıları günlük yaşantıları çerçevesinde sevinç ve kederleri, bilim ve efsaneleri, özgürlük ve kölelikleri içinde sunuyor.
Bonnard bu kadarla kalmıyor. Eski Yunan bilgeliğiyle beslenmiş bir etik anlayışıyla, tarihin dramatik bir diliminde bizlere bir de çağdaş hümanizm dersi veriyor; 'Benim için hümanizm, masasında çalışan bir insanın bilimi değildir; hiç ayrılmayacağım bir hayat kuralıdır... Burada kişiliğimde Antigon dostu ve çevirmeni ile barış taraflısını ayırmak istiyorlar; oysa bunlar aynı insan!' O insan kitabında bize sadece Eski Yunan'ı anlatmıyor; biraz da bizleri anlatıyor.."

Seyhan Livaneli – Çanlar Hemingway İçin Çalıyor

Çanlar Hemingway İçin Çalıyor Kitap Kapağı Çanlar Hemingway İçin Çalıyor
Seyhan Livaneli
Sinemis Yayınları
148

Sıradan insanların hayatı zaman içinde pek çok kimse ile kesişir. Yürürken gölgelerine bastığımız insanların kimler olduğunu, ilerde neler yapacaklarını bilemeyiz.Hemingway’in Havana günlerini yaşayan binlerce insan da kimin olduğunu bilmeden bu dev Amerikalı’nın gölgesine basmıştır. Kazara vücuduna çarpmıştır. Göz göze gelmiştir..
Tarihin tanıklarından biri olan belki de tarihe bizzat katkıda bulunan biri ile karşı karşıya olduklarını hiç bilmeden.Biyografik roman yazmak da böyle bir şey olmalı.Hiç tanımadığın, hiç yüz yüze gelmediğin biri hakkındakileri öğrenmek. Çektirdiği fotoğraflara bakıp ışığın yüzlere yansıttığı şifreleri çözmek. Yazdıklarından duygularını anlamaya çalışmak. Neler hissettiğini keşfetmek.Seyhan Livaneli’yi okurken bunları sanki yaşar gibi oldum.Ernest Hemingway hakkında bizde yazılanlar, çevirilerden beslenmiştir. Hollywood’un hayal gücü ile süslenmiştir.
Sonunda ortaya insan gibi insan olmayan bir Hemigway çıkmıştır. Hayatı boyunca kalıplardan nefret eden, kendisine dayatılan modellere itiraz eden bu aykırı insan zorla kalıplar içine sıkıştırılmış, tekrarlar içinde evrensel boyutlarından alınıp başka bir folklorik kalıbın içine sokulmuştur.Seyhan Livaneli, Hemingway’ı anlatırken onu zorla sokulduğu "medyatik kalıpların" içinden çıkarmaya çalışıyor. Etiyle, kanıyla, ruhuyla yeniden bir insan olarak aramıza katmaya çalışıyor.Keyifle okuyacak, mutlaka seveceksiniz. Hemingway’ın bize unutturulan insan tarafı ile yolunuz kesilecek.Kitabı bitirdiğinizde kendinizi bilmeden onun gölgesine basan binlerce insandan daha şanslı hissedeceksiniz.
Selahattin DUMAN (Vatan Gazetesi)

Ernst Bloch – Hıristiyanlıktaki Ateizm

Hıristiyanlıktaki Ateizm Kitap Kapağı Hıristiyanlıktaki Ateizm
Ernst Bloch
Ayrıntı Yayınları
448

Habermasın ileri sürdüğü gibi "dini fundamentalizm" istisnai bir modern fenomense, moderniteden uçarcasına çıkış, içinde yaşadığımız bu dönemde niçin özel, tek bir dini boyut üzerinden gerçekleşiyor, diye sormak gerekir. İnsanlar dine yöneldiklerinde neyin peşinde, ne arıyor olabilirler? Bunu yapmakla yanlış bilincin devamı olan Tanrı yanılsamasının apaçık kurbanları durumuna mı düşmektedirler, yoksa din sadece "halkın afyonu" olmaktan öte bir şey mi? Yanlış ve olduğundan farklı hatırlanan, ama kendi içinde bütünlüklü bir geçmişi geri çağırırken kökleri tahayyüle dayanmayan bir geleceği mi çağırmaktadır insan? Tanrının bağışlayıcılık kararlarının tartışılmayacağı anlayışının dünyasından radikal bir kopuş yaşamadan, bu yanlış hatırlanan geçmişten o geleceğe geçmek mümkün müdür?
Bütün bunlar Ernst Bloch'un ömür boyu uğraştığı insan varoluşunun artılarını; bütün akla uygun açıklamaların tükendiği yerde karşımıza çıkan o fazlalarını anlama çabasının sorularındadır. Ezilen, baskı altında yaşayan mahlukun iniltisinin neye benzediğini ve bu iniltinin içinde sadece umutsuzluğun değil özgürlüğün de yüksek bir çığlığının bulunup bulunmadığını anlamak ister Bloch.

Bloch, bu çığlığı sadece maddi baskının bir sonucu olarak görmeyip, bizatihi modernitenin şartlarının beraberinde getirdiği bir tür metafizik kaybının da ifadesi olduğunu düşünür. Buna eşlik eden bas bir ses gibi, bir umut metafiziği çıkarır karşımıza, o vaat edilmiş ülkeye olan arzumuzun sürüklediği bir "yön sabitesi".

Özgürlükler âlemi henüz tamamlanmamış maddi bir şeydir; tarihsel diyalektik materyalizmin o gecikmiş kusursuzluğu, birbirinden alabildiğine uzaklaştırılmış alanları buluşturacaktır: gelecek ile doğayı, beklenti ile maddeyi (tözü).

Bloch'un yeryüzündeki cenneti, programatik olmaktan çok süreçsel bir ütopyadır. Marksizmin bu bağlamda bir distopya olmayıp sahici, somut olarak dolayımlaştırılmış ve süreç olarak ucu açık bir ütopya olduğunu belirtir. Bloch cennete bu dünyada sahip olmaya yönelik apaçık metafiziksel soruları, evrensele yönelik dini kararlarda ve açıklamalarda doğru, hakiki bir dünyevi mesajın bozulmuş, çarpıtılmış halini gören bir Marksist ve ateist pozisyonundan ortaya atar.

A. Timur Bilgiç – Tarihte Neler Olmadı Ki

Tarihte Neler Olmadı Ki Kitap Kapağı Tarihte Neler Olmadı Ki
A. Timur Bilgiç
Toplumsal Dönüşüm Yayınları
717

Tarih yaşandıkça yazılır. Yaşanmamış ve yaşanmayacak tarihler yazmak sadece film senaristlerinin işidir. Bu filmlerde seyredenle oynayan hep aynı kişidir. Tarih ne elle ne de dille yazılır. Tarih sadece ve sadece yürekle yazılır. Geçmişin tarihini tarihçiler, geleceğin tarihini ise kahramanlar yazar. Zaten onlar geleceğimizden bize el uzattıkları için kahramandırlar. Tarih, toplumların belleğidir. Belleğini yitirmiş bir toplum, büyümemiş, olgunlaşmamış ve yaşlanmamıştır. Eğer her başarı olanakların, birikimlerin, gereksinmelerin ve emeğin ürünüyse, en önemli birikim deneyimlerdir, yaşanmışlardır ve bu yaşanmışlıklardan çıkarılan derslerdir. İnsanlığın ilk alet yapımıyla başlayan ve günümüze dek uzanan bir sürecin kesintisiz öyküsüdür bu kitap. Bizim için, bu öyküden çıkarılacak çok dersler, çok bilgiler var. Bu derslere, bilgilere dayanarak yapılacak çok şeyler var. Sadece olayları bilmek yetmez kuşkusuz olayların neden ve sonuçlarıyla değerlendirmesinin yapılması, yorumlanması, eleştirilmesi ve tartışılması da gerekir. Bu kitapta sadece olaylar var. Gerisi okuyucularımıza kalmıştır. Güzel, çirkin geçmişten güzel geleceklere...