Vehbi Vakkasoğlu – Başkasının Günahına Ağlayan Adam

Başkasının Günahına Ağlayan Adam Kitap Kapağı Başkasının Günahına Ağlayan Adam
Vehbi Vakkasoğlu
Nesil Yayınları
223
Onun kaygısı, sevdası, derdi, davası hep Allah’ı kullarına tanıtmak ve sevdirmekten ibaretti. Bütün engellere, acılara, işkencelere, hapislere, sürgünlere, zehirlemelere rağmen Kur’an’a, imana, İslâm’a hizmet duygusundan hiç ayrılmadı. En zor şartlarda bile hiç ümitsiz olmadı. En olumsuz şartlardan, daima en olumlu sonuçlar çıkardı. Kendisini batırmaya, bitirmeye çalışanları da huzura ve mutluluğa, yani kulluğa çağırdı. Çünkü ona göre, kul olmak, "kurtulmak" demekti. Kendisine en acımasız hakareti ve dayanılmaz işkenceyi lâyık görenleri bile iman hakikatleriyle tanıştırmak ve kurtarmak telâşındaydı. Güle oynaya günah bataklıklarına batanlara da merhametle baktı. Günahına ağlayamayanların günahına da ağladı. Çünkü onun insana ve olaylara bakışı, veli bakışıydı. Geçitlerde, köprülerde, uçurum başlarında titreyenlere, "İnşaallah geçer," duasındaydı. "Ha geçti, ha geçecek!" şevkiyle, dertlerini dert edinirdi. Her düşenin acısı, önce onun yüreğine yansırdı. Her ezilenle, evvelâ onun içi ezilirdi. Çünkü o, şefkatten ibaretti. Sevgiyle sarıp sarmaladı yaralı yürekleri. Manevî kiri, pası, yarayı acısız ameliyatlarla tedavi etti. Gönülleri çelen, ruhları çeken bir muhabbet merkeziydi. Benim sevdalandığım yürek, bu yürekti. Benim ve neslimin kendine gelişiydi. Uyanmamızdı heyecanla ve gafletten silkinmemizdi. Uyanalım diye uyanıktı. Ebediyen gülelim diye ağlıyordu.

İhsan Atasoy – Hulusi Yahyagil

Hulusi Yahyagil: Nur'un Birinci Talebesi Kitap Kapağı Hulusi Yahyagil: Nur'un Birinci Talebesi
İhsan Atasoy
Nesil Yayınları
464

Albay İbrahim Hulusi Yahyagil, Harp Okulu mezunu, Çanakkale ve Kurtuluş Savaşları gazisi, dinî ve manevî ilim¬lere aşina bir zattır.
1928’de Eğirdir Dağ Komando Okulu’na tayin edildiğinde, Üstad Bediüzzaman’ın Barla’da olduğu haberini alır almaz, ziyaretine gider. Derin zekâ ve ferasetiyle ve maneviyata aşina kalbiyle, Üs¬tad’ın mahiyet ve misyonunu çabuk kavrar. Nurlara bütün benliğiyle sarılıp hizmetin tarihinde önemli bir rol üstlenir. Özellikle “ilmin anahtarı” olan sorularıyla Mektubat başta olmak üzere, pek çok hakikatin vücut bulmasına vesile olur.
Hulusi Bey, âdeta bin talebe bedeline Üs¬tad’a verilmiş zeki bir muhatap, ciddi bir arkadaş, “hizmet-i Kur’an ve imanda bir muin” ve “birinci talebe”dir. Nurları kendi malı gibi kabul edip neşrini hayatının birinci gayesi bilir ve son nefesine kadar bu yolda sadakatle ve ihlasla hizmet eder.
Eğirdir’de iki yıl sekiz ay görev yaptığı süre zarfında Üs¬tad’la altı defa görüşür. Daha sonra iki defa daha olmak üzere, toplam görüşmesi sekiz kezdir. Buna rağmen birbirinden hiç ayrılmamış gibi aralarında kopmaz bir bağ vardır. Üs¬tad, yazılan bütün risaleleri Hulusi Bey’e göndererek intibalarını alır.
Albay İbrahim Hulusi Yahyagil, ismiyle müsemma muhlis bir zattır. Onun hayatı, Üs¬tad ve Risale-i Nur’a sadakatle geçmiş berrak bir aynadır. Bu çalışmada yer alan hayattar hatıraların, gelecek nesillere ideal bir Nur talebesi portresi çizeceğine inanıyoruz.

İhsan Atasoy – Mehmed Feyzi Efendi

Mehmet Feyzi Efendi: Bediüzzaman'ın Sır Katibi Kitap Kapağı Mehmet Feyzi Efendi: Bediüzzaman'ın Sır Katibi
İhsan Atasoy
Nesil Yayınları
413

Kastamonu bir mübarek belde.
On yedi bin evliya ve Ana¬dolu`nun dört maneviyat büyüğünden biri, Şaban-ı Velî Hazretleri onun sinesinde barınmakta.
O mübarekleri tem¬silen, Üstad Bediüzzaman`a gönül veren, talebe olan büyük bir veli ve âlim bir zâttır Mehmed Feyzi Efendi. Bu bağlılığı, yakınlığı ve teslimiyeti ile o büyük müceddidin “Sır Kâtibi” olma şerefine nail oldu.
Üs¬tad`ın Kasta¬monu`da kaldığı yedi yıl boyunca, gece gündüz hep hizme¬tinde kaldı.
Uzun ve soğuk kış gecelerinde, yazın yemyeşil ağaç ve çayırlarla kaplı dağ ve ormanla¬rında Üs¬tad`ın nice derunî ve ulvî hallerine şahit oldu.
Denizli ve Afyon Hapishaneleri`nde Üstad`ının yanı başındaydı. İslam davası için çile çe¬ken asrın kahramanları safında yerini almıştı.
Hayattaki yegane iftihar vesilesi Risale-i Nur`a ve Üstad`ına hizmet etmek, bu vesileyle eşsiz mazhariyetlere nail olabilmekti. Üs¬tad ise bu güzide talebesi¬nin faziletini, “Selef-i salihin, Meh¬med Feyzi gibi bir talebem olduğuna gıpta ediyorlar” ifadesiyle dile getirmişti.
Meh¬med Feyzi Efendi, kazandığı manevî mertebeyi Üs¬tad`ın verdiği icazetle de taçlandırdı. Elde ettiği böylesi ilmî servet ve zenginliği, gerek yurt içinden gerek yurt dışından, her kesimden ziyaretine gelenlere cömertçe sundu. Ab¬dullah Yeğin Ağabey`in ifadesiyle, “Risale-i Nur Üniversite¬sinin Bir Fakültesi” konumunda olan evinin köşesinde, yanına gelen herkese manevî ziyafetler verdi.
Hayatlarındayken anlaşılamamak, büyük zâtların kaderi olsa gerek. Bu kitapta hayat ve hatıralarıyla manevî sima¬sına ışık tutmaya çalıştığımız Meh¬med Feyzi Efendi de bu kaderi paylaşanlardan birisidir ne yazık ki.
Bu çalışmanın, onun daha iyi anlaşılmasına yardım edecek ve pak ruhunu memnun edecek bir adım olmasını niyaz ediyor, ona karşı olan vefa borcumuzun bir gereği sayıyo¬rum.

İhsan Atasoy – Mehmed Kayalar

Mehmed Kayalar: Zulme Boyun Eğmeyen Kahraman Kitap Kapağı Mehmed Kayalar: Zulme Boyun Eğmeyen Kahraman
İhsan Atasoy
Nesil Yayınları
400
Bediüzzaman’ın küfrün tahripkâr hücumlarına karşı cepheye sürdüğü kahramanlardan biri de “Nur’un muallimi”, “Nur’un kahramanı” ve “hayatını Nur’a vakfeden” Yüzbaşı Mehmed Kayalar’dır. Her kabiliyeti yerinde istihdam etmesini bilen büyük deha, Kayalar gibi bir kahramanı Doğu’nun en zorlu cephesi Diyarbakır’a gönderir. Küçük yaştan itibaren İslam’ın derdiyle dertlenen Kayalar ise, aradığı kumandanı bulmuş olmanın şevkiyle yerinde duramaz. Manevî kumandanından aldığı emir ve direktiflerle küfre ve zulme meydan okur. Üstad, zihninden ne zaman Doğu ve Diyarbakır geçse, cansiperane hizmet ve faaliyetleriyle Kayalar hayaline gelir ve gözünü uzaklara dikerek, “Aslan Kayalar’ım!” demekten kendini alamaz. Bu kitapta Mehmed Kayalar’ın yakın tarihimizde gerçekleştirdiği fedakârane ve cesurane hizmetleriyle karşılaşacaksınız. Sağlam bir irade, büyük bir hamiyet, kuvve-i kudsiyeyle birleşen bir cesaret, zalimlerin yüreklerine korku salan bir heybeti temaşa edecek ve bu büyük fedakâr-ı İslam’ın kalbinizde yer ettiğini hissedeceksiniz.

İhsan Atasoy – Ali İhsan Tola

Ali İhsan Tola Kitap Kapağı Ali İhsan Tola
İhsan Atasoy
Nesil Yayınları
448

Ali İhsan Tola, Üstad Bediüzzaman’ın harikulade hallere mazhar, maddî ve manevî ilimlerle mücehhez, çok yönlü, nev-i şahsına münhasır bir talebesidir. Nebatat, madeniyat ve ledünniyat gibi farklı ilimlerin sırlarına vakıftır.

Ali İhsan Tola, orman mühendisi olarak zaten bitki ve ağaçlarla ilgili bir bilgi altyapısına sahiptir. Ancak Üstad’la görüşmesi sırasında, bildiklerinin çok ötesinde, Üstad’ın ona yepyeni ufuktbilmediğim çok derin sırlardan bahsederek beni hayrette bırakmıştı” demesi anlamlıdır.

Sav’da risaleleri teksir ederken Üstad’ın himmetiyle bitkilerin esrarı kendisine açılır. Lokman Hekim gibi, bitkiler kendi dilleriyle konuşup neye yaradıklarını, hangi dertlere deva olduklarını ona anlatmaya başlarlar. O da birer şifa kaynağı olan bu bitkiler üzerinde çalışır, yanına gelen binlerce insana iman hakikatleriyle birlikte maddî olarak da şifa dağıtır. Soranlara, bu işi kendiliğinden yapmadığını, özel olarak tavzif edildiğini, asıl gayesinin Tıbb-ı Nebevî’yi ihya olduğunu ifade eder.

İhsan Atasoy – Bekir Berk

Bekir Berk: Hayatını Davasına Adayan Adam Kitap Kapağı Bekir Berk: Hayatını Davasına Adayan Adam
İhsan Atasoy
Nesil Yayınları
336

"Sanki ayetler onun için yeni nazil oluyordu" diyor Osman Demirci hocaefendi. "Sahabiler Kur'an nazil olur olmaz, hemen hayatlarını ona uydururlardı. İlahi emirleri taze taze yaşarlardı. Bekir Berk de bu havadaydı. Çoğu zaman yatması yoktu. Dilekçelerini arabada yazardı. Kalktığı zaman Kur'an-ı kerim yeni nazil oluyor gibi, neyi emrediyorsa, onu yapmak üzere hayata başlardı."
Bekir Berk döneminin en tanınmış avukatıydı, en popüler hukuk adamıydı. Ama bunlar onu tanımlamakta çok aciz kelimeler. O tam anlamıyla inandığını yaşayan efsane bir şahsiyetti. Türkiye'nin dört bir yanında dava edilen din kardeşlerini kurtarmak için gece gündüz demeden, insan üstü bir gayretle koşturuyor ve hepsine de Allah'ın izniyle yetişiyordu.
İmkansızlık diye bir sözcük yoktu hayatında. Olmayacak şartları zorluyor, araçların ulaşamadığı yerlerde yayan gidiyor, dağları, ormanları aşıyor, donma tehlikeleri geçiriyor, nice ölümlerden dönüyor, yine din kardeşlerini kurtarmak için hedefine ulaşıyordu.
"Dağ ne kadar yüksek olursa olsun, üzerinden yol geçer" diyordu.
Şu sözler de ona ait:
"Hedefi vurmak için attım da vuramadım yok. Tereddüt ediyorsan atmayacaksın, gidip hedefi elinle vuracaksın."
Bu eser, Bekir Berk'in yol arkadaşları, can dostları tarafından aktarılan hatıralardan oluşuyor. Okudukça tüyleriniz diken diken olacak, gözleriniz dolacak, yüreğiniz heyecanla yerinden fırlayacak. Unutmayın ki, Bekir Berk'i tanımamak büyük bir eksikliktir.