Patricia Highsmith – El Sürçmesi

El Sürçmesi Kitap Kapağı El Sürçmesi
Patricia Highsmith
Ayrıntı Yayınları
256

'Rasyonel' toplumların temsilcileri olan bir eşcinsel ressam, bir anti-komünist ve bir roman yazarı 'kaderci' insanların yaşadığı bir ülkede; Tunus'ta karşılaşırlar. Çölde, bir türlü anlaşılamayan Araplar arasında ve her şeyi alt üst edebilen büyülü Afrika'da bütün dış etkenlerden uzak kendileriyle başbaşadırlar... Highsmith'in büyük bir ustalıkla kurguladığı bu buluşma ile Dostoyevski'den Nietzsche'ye kadar birçok fikir adamını meşgul eden 'suç', 'ceza', 'adalet' ve 'vicdan' kavramları hayattaki karşılıklarını bulup, yaşamaya başlarlar. Afrika güneşinin saklanmayı imkansızlaştıran aydınlığı yalnız ve sevgisiz yaşayan ama kibirlerinden vazgeçmeyen aydınları bu hesaplaşmaya zorlar sanki. Üstelik bu, klasik polisiyenin vazgeçilmez öğeleri olan kan, silah ve kahramanlık figürlerine başvurulmadan yapılır. Edebi ve diri bir gerilimle insanlar hem kendi içlerindeki hem de ait oldukları kültürlerin derinliklerindeki 'kara ayrıntılar'la yüzleştikleri bir yolculuğa çıkarlar...

Patricia Highsmith – Tatlı Hastalık

Tatlı Hastalık Kitap Kapağı Tatlı Hastalık
Patricia Highsmith
Ayrıntı Yayınları

David Kelsey, iyi bir işi olan, saygın, geleceği parlak bir bilimadamıdır. Kaldığı pansiyonda herkes tarafından sevilmektedir. Görünürdeki sade yaşamının dışında Kelsey'in yalnız kendisinin bildiği bir yaşamı daha vardır. Pansiyondakilere, hasta annesini ziyarete gittiğini söyleyerek, hafta sonları ortadan kaybolur. Gizlice gittiği yer, onun "düş evi"dir...

"Tatlı Hastalık" gündelik yaşamın sıradanlığından akıl dışına kaçışı, ironiyi ve "pathos"u göz ardı etmeden, Patricia Highsmith'in dramatik bir sürükleyicilikle anlattığı "kara ayrıntılar"la bezenmiş bir roman. Kelsey'in dışarıdan bakıldığında sade görünen, oysa için için kaynayan yaşamına, akıl sağlığını yavaş yavaş yitirişine, salt kendisi için kurduğu fantezi dünyasına kayışına okuru da ortak eden bir yapıt.

Woody Allen – Evet Ama, Bir Lokomotif Bunu Yapabilir mi Bakalım?

Evet Ama, Bir Lokomotif Bunu Yapabilir mi Bakalım? Kitap Kapağı Evet Ama, Bir Lokomotif Bunu Yapabilir mi Bakalım?
Woody Allen
Ayrıntı Yayınları
96

“Amuda kalkarak ya da duş yaparken okunabilecek bir kitap. (...) Picasso’nun dalgaya alınmasından, ölümle poker oynamaya kadar zıp zıp zıplıyor Woody. Tanrısız kalan insanın teknolojiyi tanrı yapmasına karşın Woody’nin tost makinesinin 4 yıldır doğru dürüst çalışmamasına hatta bir keresinde çok sevdiği bir kadının burnunu kırmış olmasına aldırmayın siz. Woody Allen’ın keyfi oldukça yerinde...”

Tunca Arslan / 2000’e Doğru

“Akıllı saçması deli hikmetli” bir kitap.
Tempo

“ ‘Evet Ama, Bir Lokomotif Bunu Yapabilir mi Bakalım?’ ağırlıkta felsefe düşünülerek hazırlanmış, ilk anda zor anlaşılır izleniminin ardından düşündüren bir kitap.”
Celal Kırcı / Argos

John Fowles – Yaratık

Yaratık Kitap Kapağı Yaratık
John Fowles
Ayrıntı Yayınları
480

Yaratık, günümüz İngiliz edebiyatının en ilginç ve en çarpıcı gerilim romanlarından biri. Tıpkı Dostoyevski'nin romanlarında olduğu gibi, insanı saran paradokslarla dolu etik bir derinliğe ama aynı zamanda da, Fowles'un virtüözlük düzeyindeki hikâye anlatma tekniğinden kaynaklanan soluk kesici bir sürükleyiciliğe sahip.
Yazarın zihninde aralıklarla beliren ve gitgide vücut kazanan, tuhaf bir imgedir anlatılan. Soğuk, karanlık bir ilkbahar gününde, sonsuz kıraç toprakların ufuk çizgisinde yol alan küçük bir atlı kafile imgesi... gizemli bir kadının da dahil olduğu bu kafilenin bilmecelerle dolu yolculuğu... ve yolun sonundaki beklenmedik ölümün ardından gelen sorgulama... Sıradan bir polisiye olayın ötesine uzanıp metafizik boyutlara erişen ve bilimkurgusal tınılar da taşıyan girift bir anlatı.
Çağdaş İngiliz edebiyatının en önde gelen yazarları arasında sayılan John Fowles, Viktorya dönemi İngiltere'sinde geçen Fransız Teğmenin Kadını adlı ünlü romanında olduğu gibi, yine tarihsel bir arkaplanı romanına fon olarak seçiyor. Ama, amacı kesinlikle klasik anlamda tarihsel bir roman yazmak değil. Sade yaşantılarıyla kilise kurumunun otoritesine kökten karşı çıkışlarıyla tanınan, İsa'nın dünyaya yeniden bir "kadın" olarak geleceğini ileri süren, gündelik hayatlarında komünizan öğelere rastlanan, yoksulluğu ve cinsel perhizi savunan Shaker mezhebinin öğreti ve pratikleri üzerine temelleniyor roman. Ancak Fowles karşımıza, geçmişe gelecekten bakan ve o zamanın zihniyetini çağdaş bireyin moderniteyle yüklü, son derece karmaşık görüş açısından değerlendiren bir yazar kimliğiyle ortaya çıkıyor Yaratık'ta. Bir yandan, 18. yüzyıl İngiltere'sinin toplumsal tabakalaşmasına, törelerine, sınıf atlama yapılarına ilişkin çok ilginç ayrıntılar ortaya koyarken, bir yandan da, kurmaca bir yapıt meydana getirdiğinin bilincinde bir yazar olarak, sürükleyici hikâyeler anlatabilme yeteneğini seferber ediyor.
1985 yılında Fransa'da en iyi çeviri roman seçilen Yaratık, insana hummalı bir okuma keyfi tattıran, elinizden bir an olsun bırakmak istemeyeceğiniz, o ender edebiyat başyapıtlarından biri.

Ursula K. Le Guin – Rüzgargülü

Rüzgargülü (Gülün Günlüğü) Kitap Kapağı Rüzgargülü (Gülün Günlüğü)
Ursula K. Le Guin
Ayrıntı Yayınları
272

Rüzgârgülü'nde, LeGuin'in olağanüstü zengin dünyasından farklı lezzetler sunuyoruz sizlere. Bazıları son derece eğlenceli, katıksız fanteziler; bazıları da altan alta ahlaki ve siyasi sorunları tartışan anti-ütopyalar…

Kolektif delilik, birey olmak, yalnızlık, bir arada yaşamak, özgürlük, yaratıcılık, sevgisizlik, sorumluluk, umut gibi devasa konulara değiniliyor bu öykülerde.

Öğreticilik taslamadan, mütevazı ama ustalıklı bir üslupla…

Müthiş bir hayal gücü, özenli bir dil, usta işi bir kurgu ve net bir siyasal bilinç bir araya gelmiştir öykülerin hepsinde.

Gülün Günlüğü'nü sevdiyseniz, Rüzgârgülü'ne bayılacaksınız.

Çünkü bu kitap, orada derlenen öyküleri içermekle kalmıyor, eklenen yeni öykülerle, bazen birleşen, bazen birbirinden tamamen farklı yönlere giden, bazen de hiç kesişmeyen duygulara güçlü imgeler kullanılarak belli bir yön çizilmeye çalışılıyor. Ama bu yönler şaşırtıcı.

Duyguların nereye gideceği ise kuşkulu.

Daha doğrusu, asıl soru şu: Duygularla savrulup giderken insan gerçekten yönünü bulabilir mi?

Wilhelm Genazino – Mutsuzluk Zamanlarında Mutluluk

Mutsuzluk Zamanlarında Mutluluk Kitap Kapağı Mutsuzluk Zamanlarında Mutluluk
Wilhelm Genazino
Ayrıntı Yayınları
144

Aramızda bir sessizlik oluyor. Yatış pozisyonumuzu değiştiriyoruz, yorgan hışırdıyor. Başlattığımız tartışma içimde, öncekinden de şiddetli bir biçimde devam ediyor. Traudel'le bu tür konuşmalar yapmaya alışık değilim. Ayrıca, gerçekten korkuyorum. Bana göre, bu konuşma bile, çok korktuğum yıkımın gizlice başladığının bir işareti... Şimdi biraz kafa dağıtmayı çok isterdim, ama cinsel birleşmeden sonra televizyonu açmayı ikimiz de kaba buluruz. Fakat burada böyle karanlıkta yatıp duramam da. Yalnızlık normal de, birdenbire ortaya çıkması öyle iğrenç ki.

Sürekli hayat üzerine kafa yoran ve bir imge avcısı gibi etrafındaki küçük ayrıntıları gözlemleyerek mutluluk kırıntıları yakalamaya, bunlara tutunmaya çalışan bir adam iç dünyasıyla, hayatla, işiyle iyi kötü idare ederken, bir gün her şey sevgilisinin çocuk sahibi olmak istemesiyle altüst oluyor. Dengeler bozulmuş, sorgulama ve hesaplaşma başlamıştır artık…

"Kafka'nın anlatı geleneğini sürdüren Genazino, titiz ayrıntılarla ördüğü romanlarını giderek mükemmelleştiriyor... Bu kitap küçük bir şaheser."

-Jan Bürger, Literaturen-

"Gündelik hayatın ince ince gözlemlenmesi, mizah duygusu, sıradanlığı evrensel bir insanlık durumu olarak yorumlama eğilimi... Genazino'nun tipik özellikleri."

-Ulrich Greiner, Die Zeit-

Eylem Delikanlı & Özlem Delikanlı – Keşke Bir Öpüp Koklasaydım

Keşke Bir Öpüp Koklasaydım: Geride Kalan Aileler 12 Eylül'ü Anlatıyor Kitap Kapağı Keşke Bir Öpüp Koklasaydım: Geride Kalan Aileler 12 Eylül'ü Anlatıyor
Eylem Delikanlı & Özlem Delikanlı
Ayrıntı Yayınları
544

Zaman geçiyor, dünya değişiyor ve hayatlarımız yeni ufuklara açılıyor günbegün. Ama bir şeyler kalıyor geçmişten, bir türlü kabuk bağlamayan ve inceden sızlayan bir yara gibi, 12 Eylül gibi. Keşke Bir Öpüp Koklasaydım, işte bu yaraya dokunuyor. Yakın tarihimizin bu en travmatik toplumsal dönüşümünün ve baskı rejiminin yeni bir kaydını tutarak, cezanın yalnızca cezaevlerinde çürütülenlere değil, onların ailelerine ve aslında toplumun tamamına da kesilmiş olduğunu, kısacası bir mahpusluk halinin dışarıda kalanlar için de oluşturulduğunu gösteriyor. Bu kitapta çocukların, kaderleri çoktan çizilmiş, anne ve babalarıyla nice yıllar sonra tanışabilmiş, 12 Eylül'ün üzerine doğmuş, içinde yoğrulmuş çocukların, küçücük yaşlarda bir yetişkinin bile taşıyamayacağı sırları, dertleri yüklenmiş, sevgili anne ve babalarına reva görülen işkenceleri dost masalarında çok uzun yıllar sonra öğrenmiş, fotoğraf albümlerinde hep büyük boşluklar bulunan çocukların hikâyeleri anlatılıyor. Geçmişleri mahkum, gelecekleri ellerinden alınmış mücadele insanlarının hikâyeleri. Bin bir zorluğa direnen, kimi zaman çözülen kimi zaman destan yazan ailelerinin hikâyeleri. Sıradan anne ve babaların, kardeşlerin, sevgililerin cezaevi ve mahkeme kapılarındaki inancının, kararlılığının ve örgütlenmesinin hikâyeleri. Hayatlarını yeni koşullara göre yeni baştan düzenleyen, pes etmeyen, üreten ve dışarıdaki dayanışmayı örgütleyen kadınların hikâyeleri. Onlar komşumuz, akrabamız, öğretmenimiz belki; onlar işçi, öğrenci, berber, memur emeklisi… Keşke Bir Öpüp Koklasaydım, trajik bir döneme değiniyor olsa da anlatılanlar, geride kalanların beslediği umut, gösterdiği fedakârlık ve yardımlaşma, en önemlisi hiç yitirmedikleriinançları, bize insan olmanın güzelliğini ve bu güzelliğin ışığıyla geleceğin daha da aydınlanacağını gösteriyor.