Konstantin Mihailoviç – Bir Yeniçerinin Hatıraları

Bir Yeniçerinin Hatıraları Kitap Kapağı Bir Yeniçerinin Hatıraları
Konstantin Mihailoviç
Ayrıntı Yayınları
144

Sırp Konstantin Mihailoviç İstanbul'un fethinden iki yıl sonra, 1455 yılında, Niş yakınlarındaki köyünden Türkler tarafından alınıp başkente götürülür. Yirmi yaşındaki Mihailoviç kısa süreli bir eğitimden sonra Yeniçeri Ocağı'na kaydedilir ve Osmanlı İmparatorluğu'nun Balkan topraklarından, Ege kıyılarına ve Tuna'ya uzanan fetihlerine, başarısızlığa uğrayan Belgrad Kuşatması'na, 1458 Mora, 1461 Sinop ve 1462'de Uzun Hasan'a karşı Trabzon Seferi'ne ve daha birçok savaşa ve sefere katılır.

Mihailoviç 1463'te, bir yeniçeriyken bu kez Macarlar tarafından ele geçirilir. Özgürlüğüne kavuştuktan sonra ilkin Bohemya'ya sonra Polonya'ya geçen Mihailoviç, Osmanlı İmparatorluğu'nda bulunduğu süre zarfında yaşadıklarını yazdırır. Tam olarak hangi dilde yazdırıldığı bilinmeyen bu kroniğin bugüne kadar gelen Çek ve Leh versiyonları mevcut olmakla birlikte Sırpça olması gereken orijinali ortalıkta yoktur.

Konstantin Mihailoviç hatıratında, on yıl hizmetinde bulunduğu Osmanlıların dinsel yapılarını, kurumlarını, kuruluşundan II. Bayezid'e kadar hanedanın tarihini, kimi ikinci elden anlatıları, imparatorluğun gelenek ve göreneklerini anlatmaktadır. Mihailoviç hatıratında tüm bunların yanı sıra, Polonya ve Macaristan krallarının Osmanlılarla yapacakları muhtemel savaşlarda kullanabileceği bilgiler de yer almaktadır.

Franco Ferrucci – Tanrının Ağzından Evrenin Hikayesi

Tanrının Ağzından Evrenin Hikayesi Kitap Kapağı Tanrının Ağzından Evrenin Hikayesi
Franco Ferrucci
Ayrıntı Yayınları
286

Evrenin ve insanlığın akıl almaz serüvenini, yaratılışın ilk anından başlayarak, Yaratıcı'nın kendisinden dinlediğinizi hayal edin. İşte Franco Ferrucci bunu yapmış ve ortaya büyüleyici bir roman çıkmış...

Ferrucci'nin şefkatli ve unutkan Tanrısı, kendini evrenin muazzam boşluğunda yapayalnız bulduğu anda başlayan bir yazgıyı, bütün iniş çıkışlarıyla birlikte, unutulmaz bir hikayeye dönüştürüyor. Bir bakıma herkesin, her canlının, bütün yeryüzünün hikayesi bu... Evrenin Hikayesi her şeyden önce bir yalnızlık destanı; çünkü yalnızlıkların en katlanılmaz olanını, Tanrı'nın mutlak ve aşılmaz yalnızlığını anlatıyor. Bu kahredici yalnızlıktan bir çıkış yolu arayan Tanrı sonunda yerküreye hayat verir, "evrenin doğurduğu umut çiçeği"ne...

Yaratacısının tutkuyla sevdalandığı bu yeşil ve mavi gezegenin, aynı zamanda dizginlenemez bir yıkım enerjisiyle dolu olduğu çok geçmeden anlaşılacaktır: Söz dinlemez yerküre, yaratıcısının şaşkın bakışları altında kendi yoluna gider.

İnsanoğlu doğduğu zaman, Tanrı'nın umutları bir kere daha canlanır: "Zulüm" ve "vahşeti" yeryüzünden silmesine yardım edecek belki de odur!.. Bundan sonrası ne yazık ki hüsran hikayesidir. En sevdiği varlığıyla Tanrı arasındaki ilişki, hüzün, ve hayal kırıklığıyla gölgelenmeye mahkumdur, hem de sonsuza kadar. İnsanlığın etkili çoğunluğu, Tanrı'nın "sevgi" ve "iyilik" dolu bir dünya özleminin gerektirdiği sorumlulukları üstlenmenin sıkıntısına girmeyecek, "zulüm" ve "vahşet" üretmeye devam edecektir. Üstelik Tanrı'nın başka bir yaratığına vermediği "aşk" yetisine rağmen... Böylece binlerce yıllık arayış sonuçsuz kalacak, "kötülüğün" ve acının" kaynağı bulunamayacak, "bilgi" ve "güzelliğin" hüküm sürdüğü bir dünya yaratılamayacaktır...

Tanrı'yla kişisel ilişkiniz ne olursa olsun, iyiliğe ve geleceğe gizli gizli inanmak isteyenlerdenseniz, bu hazin hikayenin aklınızda ve yüreğinizde derin bir iz bırakacağına hiç kuşku yok. Bu hikaye, kendi sorumsuzluklarımızın hikayesi çünkü...

"Evrenin Hikayesi, binlerce yıllık dinsel ve felsefi düşünceyi bir araya toplayan, büyük ilgi ve övgü uyandırmış, oyuncul, harikulade ve karşı konulmaz bir kitap. Ne mutlu okura, çünkü Tanrı'nın uzun uykusuzluğunun öyküsü olan bu kitap ona uykuyu unutturacak... Olağanüstü."
- Umberto Eco

Richard Sennett – Beraber

Beraber: İşbirliği Ritüelleri, Zevkleri ve Politikası Kitap Kapağı Beraber: İşbirliği Ritüelleri, Zevkleri ve Politikası
Richard Sennett
Ayrıntı Yayınları
352

Bir üçleme olarak tasarlanan kitaplardan ilki Zanaatkâr'dan sonra, ikinci kitap Beraber'de Richard Sennett günümüzün son derece kabileci, yarışmacı ve benmerkezci dünyasında işbirliği yapmayı, ortaklaşmayı nasıl öğrenebileceğimizi sorguluyor.

Irksal, etnik, dinsel ya da ekonomik olarak çok farklı insanlarla bir arada yaşamak bugünkü medeni toplumların karşısına dikilen en önemli sorunlardan biridir. Genel olarak bizim gibi olmayan insanlarla ilişkiye girmekten kaçarız ve modern politikalar bir kent politikasından çok bir kabile politikasına yakındar. Richard Sennett, görünenin ötesini düşünmeye kışkırtan bu kitabında, kabileciliğin, bencilliğin nedenleri üzerinde dururken, bu konuda neler yapılması gerektiğini de tartışıyor.

Sennett'e göre, işbirliği bir beceri işidir ve başarılı bir işbirliğinin temelinde çekişmeden çok dinlemeyi ve tartışmayı öğrenmek yatar. Sennett, Beraber'de, insanların sokak köşelerinde, okullarda, işyerlerinde ve yerel politikada ya da sanal dünyada nasıl işbirliği yapabileceğini keşfe çıkıyor. Bu yolculukta, ortaçağdan günümüze, köle topluluklarından Paris'in sosyalist gruplarına ve Wall Street çalışanlarına uzanan işbirliği ritüellerinin gelişim seyrini izliyoruz. Üç bölüm halinde, işbirliğinin doğası, neden zayıfladığı ve nasıl güçlendirilebileceğini tartışan Sennett bizi şöyle uyarıyor: Eğer karmaşık ilişkiler ağı haline gelmiş toplumlarımızın refahını istiyorsak, işbirliği becerisi kazanmamız ve geliştirmemiz gerekir. Ve yine bizi şöyle temin ediyor: Bunu yapabiliriz çünkü işbirliği kapasitesi insanın doğasında vardır.

Iris Murdoch – Ağ

Ağ Kitap Kapağı
Iris Murdoch
Ayrıntı Yayınları
287

Murdoch'ın ilk romanı olmasına karşın en başarılı yapıtlarından biri olarak değerlendirilen Ağ hayatını ucuz romanlar çevirerek kazanan bir yazarın geçmişiyle ve kendisiyle hesaplaşması üzerinde odaklanıyor: Murdoch bu yazar özelinde insanın kendi tasarılarına göre ne ölçüde yaşayabileceğini sorguluyor.

Iris Murdoch – Kesik Bir Baş

Kesik Bir Baş Kitap Kapağı Kesik Bir Baş
Iris Murdoch
Ayrıntı Yayınları
205

“Özgürlük, insanın yalnızca kendi irade gücünü ortaya koyması, onu gerçekleştirmesi değildir. Özgürlük daha çok bizim başkalarının varlığını tasarlayabilme gücümüz, başkasını başkası olarak kabul edebilme yeteneğimizdir” diyen Murdoch, dünya edebiyatının önde gelen yazarlarından kabul ediliyor.

Romanlarında daha çok polisiye romanlarda görülen gerilimi başarıyla kurgulamasının yanı sıra, felsefi ögeleri de kullanan Murdoch Kesik Bir Baş’ta “evlilik kurumu”nu merkez alarak “ahlâk” kavramını sorguluyor. Okuru, hemen her şeyin olabileceği bir beklenti içine sokarak, üç kadın ve üç erkeğin birbirleriyle girdikleri “çok eşli” ilişkiler çerçevesinde sadakat, yalancılık, ensest, dürüstlük vb. kavramları mizahi bir dille tartışıyor. Roman okumanın kimi zaman “keyif ülkesinde gezinmek” anlamına geldiğini kanıtlayan bir metin.

“Felsefe ile hikâyeyi çok özgül bir biçimde buluşturması onun sanatının özelliği ve başarısı. Kesik Bir Baş ise Murdoch’un belki de en tipik romanı.” Nazan Aksoy / Milliyet Sanat

“Murdoch bir detay ve atmosfer yazarıdır. Bütün romanlarında her bir sahne, bir polis romanı gibi düzenlenmiş, konumlanmış ve anlatılmıştır.” Güven Turan / Çerçeve

“Son aylarda yayımlanan çeviri romanlar içinde en ilginçlerinden biri, belki de birincisi Kesik Bir Baş.” Nokta

“Iris Murdoch’un yapıtı, çağdaş ahlaki seçimleri yansıtma açısından, ‘iyinin’ olmaktan çok ‘kötünün’, eşitsizliğin olmaktan çok kulluk ve tapınmanın, düzenin olmaktan çok kaosun, tanrısal adaletin olmaktan çok pagan acımasızlığının romanı.” Pelin Başçı / Birikim "

Iris Murdoch – Rüya Sakinleri

Rüya Sakinleri Kitap Kapağı Rüya Sakinleri
Iris Murdoch
Ayrıntı Yayınları
320

Irish Murdoch yine felsefeci yazar kimliğiyle çıkıyor karşımıza. Romanda ele aldığı aşk, rastlantı, gerçeklik gibi temel konular kimi zaman kurmacanın dokusu içinde erimiş olarak, kimi zaman da üstünde yüzen bir çiçek demeti gibi yoğun bir halde sunuluyor.

Ölüm döşeğindeki ihtiyar Bruno büyük bir kaygıyla geçmişini ve bugününü düşünürken hayatı yeniden yorumlama noktasına gelir. Sürekli gerçekliği sorgular. Yaşamış olduğu pek çok şeyin bir rüya olduğunu, aslında hayata hiç dokunmamış olduğunu keşfeder. Her şey bir rüyadır ve herkes bir başkasının rüyasında var olmaktadır. Bruno düşüncelerini geliştirirken çevresindeki insanlar da kurlaşmadan aşka kadar çeşitli ilişkiler içine girerler. Bazen beklenmedik biçimde bir uçtan bir uca savrulup yer değiştirirler.

Yazar, benmerkezci yapıları yüzünden ötekini "ıskalayan" ve bunun için de sık sık yanılan; sözde aşkı ararken başkalarını nesne olarak gören karakterler aracılığıyla insanın iç ve dış dünyasındaki bocalamalarına ve buradaki bir ahlak anlayışı eksikliğine dikkat çekiyor. Sözgelimi bir aşk ilişkisinde insanın işleyebileceği en büyük suçun belki de karşısındakinin daha fazla sevmesine izin vermesi olabileceği söylenirken tartışmaya açılan yarı örtülü soru-cevaplar da var: Yürümeyen ilişkilerdeki sorun "doğru kişi" sorunu mudur, yoksa "tekeşlilik" sorunu mu? İnsanların anlayışlarına göre kılıktan kılığa giren bir tanrı hangi durumlarda yararlı olabilir? Aşk amaç mıdır, yoksa?.. Roman yer yer sinematografik atmosferlerle, yer yer de felsefi diyaloglarla örülmüş. Bazen bir dramın ya da gülmecenin, bazen de bir fikrin peşinden sürükleniyoruz. Her iki durumda da sürükleyici ve canlı bir roman.