Eylem Delikanlı & Özlem Delikanlı – Keşke Bir Öpüp Koklasaydım

Keşke Bir Öpüp Koklasaydım: Geride Kalan Aileler 12 Eylül'ü Anlatıyor Kitap Kapağı Keşke Bir Öpüp Koklasaydım: Geride Kalan Aileler 12 Eylül'ü Anlatıyor
Eylem Delikanlı & Özlem Delikanlı
Ayrıntı Yayınları
544

Zaman geçiyor, dünya değişiyor ve hayatlarımız yeni ufuklara açılıyor günbegün. Ama bir şeyler kalıyor geçmişten, bir türlü kabuk bağlamayan ve inceden sızlayan bir yara gibi, 12 Eylül gibi. Keşke Bir Öpüp Koklasaydım, işte bu yaraya dokunuyor. Yakın tarihimizin bu en travmatik toplumsal dönüşümünün ve baskı rejiminin yeni bir kaydını tutarak, cezanın yalnızca cezaevlerinde çürütülenlere değil, onların ailelerine ve aslında toplumun tamamına da kesilmiş olduğunu, kısacası bir mahpusluk halinin dışarıda kalanlar için de oluşturulduğunu gösteriyor. Bu kitapta çocukların, kaderleri çoktan çizilmiş, anne ve babalarıyla nice yıllar sonra tanışabilmiş, 12 Eylül'ün üzerine doğmuş, içinde yoğrulmuş çocukların, küçücük yaşlarda bir yetişkinin bile taşıyamayacağı sırları, dertleri yüklenmiş, sevgili anne ve babalarına reva görülen işkenceleri dost masalarında çok uzun yıllar sonra öğrenmiş, fotoğraf albümlerinde hep büyük boşluklar bulunan çocukların hikâyeleri anlatılıyor. Geçmişleri mahkum, gelecekleri ellerinden alınmış mücadele insanlarının hikâyeleri. Bin bir zorluğa direnen, kimi zaman çözülen kimi zaman destan yazan ailelerinin hikâyeleri. Sıradan anne ve babaların, kardeşlerin, sevgililerin cezaevi ve mahkeme kapılarındaki inancının, kararlılığının ve örgütlenmesinin hikâyeleri. Hayatlarını yeni koşullara göre yeni baştan düzenleyen, pes etmeyen, üreten ve dışarıdaki dayanışmayı örgütleyen kadınların hikâyeleri. Onlar komşumuz, akrabamız, öğretmenimiz belki; onlar işçi, öğrenci, berber, memur emeklisi… Keşke Bir Öpüp Koklasaydım, trajik bir döneme değiniyor olsa da anlatılanlar, geride kalanların beslediği umut, gösterdiği fedakârlık ve yardımlaşma, en önemlisi hiç yitirmedikleriinançları, bize insan olmanın güzelliğini ve bu güzelliğin ışığıyla geleceğin daha da aydınlanacağını gösteriyor.

Emin Çölaşan – Banker Skandalının Perde Arkası

Banker Skandalının Perde Arkası Kitap Kapağı Banker Skandalının Perde Arkası
Emin Çölaşan
Milliyet Yayınları
560

Bankerler nasıl palazlandı? Paralar nasıl toplandı ve nasıl uçtu? Bankerler nasıl battı? Özal bankerlerin batacağını biliyor muydu? Bankerler batmadan önce kamu kesiminde neler oluyordu? Batarken neler oldu? Niçin tedbir alınamadı? Kastelli nasıl battı, nasıl kaçtı? Kaçmadan önce ve sonra neler oldu? Kastelli kaçmadan önce batacağını biliyor muydu? Bu konuda daha önce, isimleri çok iyi bilinen bazı kişiler aracılığı ile Turgut Özal'a mesajlar göndermiş miydi? Özal’la Kastelli arasında ne gibi konuşmalar olmuştu? Kaya Erdem özel sohbetlerde "Kastelli de batacak" demiş miydi? Askerlerin banker olayları ve yüksek faiz konusundaki tavırları ne olmuştu? Bu konularda Devlet Başkanı Evren’e askerler tarafından verilen brifinglerde neler konuşulmuştu? Devlet Başkanı nm o günlerde özel danışmanı olan Adnan Başer Kafaoğlu ile Turgut Özal arasında neler oluyordu? Kafaoğlu nasıl Maliye Bakanı oldu? Turgut Özal ve Kaya Erdem 1982 Temmuz ayında niçin ve nasıl istifa ettiler? İstifa ettiler mi, ettirildiler mi?

Bu kitabımızda bunların ve benzeri pek çok sorunun cevabını açıklamaya çalıştık. Konunun kamuoyu tarafından hiç bilinmeyen "Perde Arkasını" araştırdık. Ortaya renkli, çarpıcı ve bilinmeyenlerle dolu bir tablo çıktı.

Emin Çölaşan – Turgut Nereden Koşuyor

Turgut Nereden Koşuyor Kitap Kapağı Turgut Nereden Koşuyor
Emin Çölaşan
Tekin Yayınevi
477

Bu kitabın yayınlandığı 1989 yılında Turgut adlı bir başbakanımız var. Son derece tonton bir insan. Turgut’un karısı Semra var. Efendime söyleyeyim, bunların çocukları Zeynep, Ahmet ve Efe var. Turgut'un biraderleri Korkut ve Yusuf var. Yeğenleri var, hısım akrabaları var. Hemen hepsi de devlet yönetiminde olan seçkin bir aile... Bazılarına göre aile değil, adeta bir "Hanedan".

Devleti hep birlikte yönetiyorlar.

1984 yılı sonlarıydı. Henüz Hürriyet'e geçmemiştim. Milliyet’te çalışıyordum. Turgut'la röportaj yapacaktım. Randevu alıp Konut’a gittim. O günlerde sinirleri henüz bozulmamıştı. Türkiye nin sorunlarının üstesinden geleceğine inanıyordu.

Konuştuk, röportajı bitirdik. Yanımızda Haşan Celal Güzel ve Kazım Oksay da vardı. Ben izin istedim. Turgut kolumdan çekip beni bir kenara götürdü ve "Dur bir dakika, sana bir şey söyleyeceğim" dedi... Ve bana bir öneride bulundu:

— Benim basın müşavirim olmanı istiyorum. Benim hayatımda bilinmeyen çok şey vardır. Bunları ancak sen yazabilirsin. Günü gelince bunları sana anlatırım. Ayrıca sana bir araba ve sekreter veririm. Başbakanlık basın müşaviri sıfatıyla bütün dış gezilere de benimle birlikte gelirsin.

Bu hiç beklemediğim öneri, doğrusu beni çok şaşırtmıştı. Kendisiyle 1960 yılında hoca-öğrenci ilişkisiyle başlayan ve ondan sonraki yıllarda son derece inişli çıkışlı bir seyir izleyen ilginç bir öykümüz olmuştu. Bütün bu ilişkileri "Önce İnsanım, Sonra Gazeteci" adlı kitabımda ayrıntılarıyla anlatmıştım.

Önerisine kibarca "Hayır" dedim. Ama gerçekten çok şaşırmıştım. Acaba beni niçin yanma almak istiyordu? Kendisinin ve ailesinin bazı tutum ve davranışları o günlerde böylesine açık bir biçimde henüz ortaya çıkmamıştı. Aile, devlet hayatına henüz bu boyutta girmemişti... Kendisine eğer o gün kazara "Evet" demiş olsaydım, hiç kuşkunuz olmasın ki birkaç hafta sonra önce hanımefendi ve daha sonra da zorunlu olarak Turgut tarafından afaroz edilirdim... Çünkü ben aklıma geleni patır kütür söyleyiveren bir insanım. Onun da ötesinde makam arabası, sekreter, dış geziler gibi hikayelere de karnım her zaman tok olmuştur.

Turgut’un yakın çevresine girme durumum, kendi özgür irademle böylece yatmış oldu! Sonra anladım ki, Turgut’un bir huyu var... Yanında çalıştırdığı kimselere mutlaka bir şeyler vaad ediyor. Onlara bir şeyler veriyor. Yanından ayrılanlara da, eğer onlara kızgın değilse (Ya da Semra kızmamışsa) vermeye devam ediyor. Elbette ki verdikleri kendisinden değil. Devletin olanaklarını veriyor.

Emin Çölaşan – Turgut’un Serüveni

Turgut'un Serüveni Kitap Kapağı Turgut'un Serüveni
Emin Çölaşan
Tekin Yayınevi
191

Emin Çölaşan'ın bir solukta okuyacağınız bir kitabı daha elinizde... Çölaşan bu kitabında, "Turgut Nereden Koşuyor"un nefes kesen ve 115 milyon liraya mahkum edilen serüvenini anlatıyor... "Turgut"u yazmaya nasıl karar verdi?... Nasıl yazdı?.. Yazarken ve yazdıktan sonra başına neler geldi?.. Bilgi vermekten ve tanıklık yapmaktan korkanlar... Özal ailesinin dava dilekçeleri... Semra Özal'ın Peygamber soyundan gelmesi... Turgut Özal'ın "takunyalı ve tarikatçı" olma durumu... Ailenin, hediye almakla ilgisi... "Turgut" nasıl yargılandı ve nasıl mahkum edildi?... Kamu vicdanında mahkum edilen kimdir, kimlerdir?..

Emin Çölaşan – Yalçın Nereye Koşuyor

Yalçın Nereye Koşuyor Kitap Kapağı Yalçın Nereye Koşuyor
Emin Çölaşan
Milliyet Yayınları
294

Yalçın Doğan fakir bir ailenin cin gibi oğluydu. Tek amacı zengin olmaktı. Ticarete ilkokulda kader kısmet satarak başladı. 16 yaşında rüşvetle iş takibini benimsedi. Birçok işe girip çıktı. Her işinde "Açıktan yolunu buldu" ama zengin olamadı. İller Bankası'nda çaycılık yaptı, sonra borçlanıp battı... Ve sonuçta "Kafasını kullanarak" cebinde beş kuruşu olmadan 1980 yılında banker oluverdi... Ortaokul mezunu ve 18 yaşındaydı.

Emin Çölaşan – Yalçın’ı Kim Kurtaracak

Yalçın'ı Kim Kurtaracak Kitap Kapağı Yalçın'ı Kim Kurtaracak
Emin Çölaşan
Milliyet Yayınları
448

Sevgili okuyucu, Yalçın’ın ikinci ve son bölümünü sunuyorum. Henüz ilkokul günlerinde iken yaşam kavgası vermeye başlayan ve o zamandan günümüze kadar inanılmaz bir serüven yaşayan Yalçın Doğan’ın yaşam öyküsü gerçek bir roman. Ancak şunu da söyleyeyim, eğer bir yazar oturup da bu konuyu bir roman olarak yazmış olsa, okuduktan sonra mutlaka deriz ki "Adam amma da palavra atmış. Aklına geleni yazmış. Böyle Türk filmi gibi şey hiç olur mu?" Ama Yalçın bunları gerçekten yaşamış. İlk kitapta olduğu gibi bu kitapta da size tamamen gerçekleri verdim. Olaylar gerçek, kişiler gerçek, yer ve zaman gerçek. Sadece, doğru olduğunu bildiğim halde kanıtlanması mümkün olmayan bazı hususları maalesef yazamadım. Şuna inanıyorum ki, bir gazeteci gerçeklerden başkasını yazdığı anda bütün saygınlığını yitirmeye mahkûmdur. Yıllarca çabalayıp iyi bir yere getirdiğiniz isminiz, bir anda sıfır oluverir. Çünkü gazetecilik deyimiyle, "Asparagas" yaptığınız hemen ortaya çıkar. Birileri mutlaka çıkıp bu durumu kamuoyuna yansıtır. Bu da, gazetecinin meslek ve kişisel onurunun sonu demektir.