Jack London – Katıksız Sevgi

Katıksız Sevgi Kitap Kapağı Katıksız Sevgi
Jack London
Can Yayınları
368

Özgün adı Michael, the Brother of Jerry (Michael, Jerry'nin Kardeşi) olan roman, gerçekten katıksız bir sevgiyi anlattığı için "Katıksız Sevgi" adı, içerikle çok daha iyi bağdaşıyor. London'ın daha pek çok yapıtında olduğu gibi burada da kahramanımız bir köpek. Yine diğer romanlarda gördüğümüz üzere, insan-köpek ilişkisi bu kitabın da temel dokusunu oluşturuyor: bir köpeğin, sahibine sonsuz sevgiyle bağlanması sonucunda, onun canını kurtarmak için kendi canını tehlikeye atması. Bu anlatının Jack London'ın hayatındaki gerçek bir deneyime dayandığına hiç kuşku yok.

On dört yaşındayken okulu bırakıp denizlere açılmasını, "Serüven rüzgârlarının estiği yerlerde olmak istedim; istiridye kaçakçısı olmak, hapse düşmek, yerleşik düzenin çarklarının kölesi olmaktan çok daha romantikti," diye yorumlayan Jack London, Katıksız Sevgi'de yelkenleri gerçekten serüven rüzgârlarıyla şişen teknelerle gezdiriyor okuru.

Maksim Gorki – İnsanlar Arasında

İnsanlar Arasında Kitap Kapağı İnsanlar Arasında
Maksim Gorki
Can Yayınları
432

Gorki'nin bu eseri, yazarın Çocukluğum, İnsanlar Arasında ve Benim Üniversitelerim'den oluşan ünlü otobiyografik üçlemesinin ikinci kısmıdır. Daha önce Türkçede Ekmeğimi Kazanırken adıyla yayımlanan bu kitap özgün ismine sadık kalınarak İnsanlar Arasında diye çevrilmiştir.

Kendi hayatından yola çıkarak Rusya'nın toplumsal hayatını bütün yönleriyle anlatan Gorki, bu kitapta akrabalarından ayrılarak yabancı insanlar arasında çalışmaya başladığı dönemi anlatır. Yirminci yüzyıl başı Rusyası'nın gergin havası, insan tipleri, günlük hayatı ve tarihi, gençliğe adım atan bir çocuğun gözünden son derece yalın bir dille tasvir edilir. Yayımlandığı dönemde bir eleştirmen eseri şöyle övmüştü: "Sürükleyici bir şekilde okunan bu kitap o kadar şaşırtıcı bir yalınlıkla yazılmış ki, bu ancak Maksim Gorki'nin kendine özgü içtenliğiyle anlatılabilir." Çağdaşlarından biriyse yazara yazdığı mektubunda şöyle diyordu: "Romanınızı elimden bırakamadan okuyorum... Özellikle kadınların tasviri çok derinden etkiliyor. Bu acımasız çağda unutmamamız gereken bir tek şey var, o da eğer mekanik hayvanlara dönüşmedikse, bunu kadınlarımızın yaşamı koruma yeteneğine borçluyuz. Siz bunu çok güzel, zarif ve derin bir şekilde anlatmışsınız."

1938 yılında Mark Donskoy tarafından sinemaya da uyarlanan eser, insan ilişkilerinin duygusal eğitimini anlatan en büyük klasiklerden biridir.

Joseph Conrad – Lord Jim

Lord Jim Kitap Kapağı Lord Jim
Joseph Conrad
Can Yayınları
448

"Gayet iyi biliyorum ki o sandala atladım."
Patna gemisinin ikinci kaptanı Jim, kahraman olmayı düşleyen bir gençtir. Ama Patna batma tehlikesiyle karşı karşıya kalınca Jim korkar ve kahramanlık hayallerini bırakıp gemiden atlar. Soruşturma sonucunda kaptanlıktan men cezası alır; ama asıl ceza kendi yüreğinde ve kafasında şekillenir. Denizciliğin yazılı olmayan ahlak yasasına göre "gemiyi en son kaptan terk eder" kuralını çiğnediği için ömür boyu sürecek bir utancın ve suçluluk duygusunun yükü altında ezilen Jim, sonunda Malaya yakınlarındaki Patusan ülkesine kaçar ve oradaki halkın çıkarlarını savunduğu için yerli dilinde "Lord" anlamına gelen "Tuan" unvanını kazanır. Halkın saygısının yanı sıra Mücevher adındaki melez bir kadının aşkını da kazanarak huzura kavuşur. Ne var ki her şey bu kadarla bitmez.

Conrad, Patna olayını anlatırken, 1880 yılında Penang'dan Cidde'ye yaklaşık bin Malayalı hacı adayını taşıyan S.S. Cidde gemisinin geçirdiği kazadan esinlendi. Biçem ne olursa olsun, tema Conrad'ın şu yaklaşımını yansıtır: "Kitaplarımı okuyanlar bilmelidir ki, dünyanın dağlar, tepeler kadar eski olan basit fikirler, en çok da sadakat fikri temeline oturduğuna inanırım."

Sadakati, insanın hiçliğe, yozlaşmaya, çevresini kuşatan, bazen de farkına varmadığı kendi içindeki kötülüklere karşı oluşturduğu bir savunma engeli olarak yorumlayan Conrad, bu engel yıkılırsa insanın dışındaki kötülükle içindeki kötülüğün karşılaşması nereye varır sorusunu yapıtında şiirsel bir anlatımla irdeliyor.

Honore De Balzac – Gizli Başyapıt

Gizli Başyapıt Kitap Kapağı Gizli Başyapıt
Honore De Balzac
Can Yayınları
60

"Olağanüstü... Balzac'ın, gerçekliğin sonsuz arayışı içindeki ressamı, sonunda kapkara bir belirsizliğin ortasında buluyor kendini. O kadar çok gerçeklik var ki, insan hepsini kucaklayayım derken karanlıkta buluyor kendini..."
Pablo Picasso
Balzac, en ünlü yapıtlarından biri olan Gizli Başyapıt'ta, kusursuzluğu arayan ressam Frenhofer'in olağandışı öyküsünü anlatır. Başyapıtının üstünde tam on yıl çalışan bu XVII. yüzyıl ressamı, resmi bitirdikten sonra iki genç hayranına gösterir. Okuru, dünya edebiyatının en çarpıcı sürprizlerinden biri beklemektedir.

Gizli Başyapıt yalnızca Picasso'yu değil, Cézanne gibi bir ressamı, Henry James gibi bir yazarı, Jacques Rivette gibi bir sinema ustasını da derinden etkilemiş bir efsane öykü. Ressam Frenhofer'in çılgınlığı, belki de tüm sanatçıların çılgınlığı. Bu öykü, bir anlamda modern sanatın öyküsü

Ahmet Naç – Beni Bu Kadar Sevme Anne

Beni Bu Kadar Sevme Anne Kitap Kapağı Beni Bu Kadar Sevme Anne
Ahmet Naç
Doğan Kitap
192

“Sevgim, çocuğuma nasıl zarar verebilir!”

Başını iki yana salladı, bir cevap beklemiyordu. Gözlerini devirerek gayet emin bir şekilde cevapladı kendi sorusunu. “Mümkün değil, tek ihtiyacı ona olan sevgim. Bunu da alacak, sonsuza kadar…”

“Başkalarının gözlerine çektiği perdeyi arala Bahar… Gerekirse annelik diye bildiğin her şeyi bir kenara bırak şimdi. Onun geleceğini görmeye çalışmadan asla iyi bir anne olamazsın. Ve bir anne olarak çocuğuna olan gerçek sevginin ilk şartının, ona olan tüm hislerini terbiye etmekten geçtiğini anlayacaksın.”

Gölge kitabının yazarı Ahmet Naç tüm anne babalar, öğretmenler, eğitmenler için yazdı… Beni Bu Kadar Sevme Anne, çocuğunu en doğru şekilde yetiştirmek isteyen herkes için başucu kitabı olacak. İçindeki çocuğun hayallerini gerçekleştirmek isteyenlere ise ilham verecek.

Celeste NG – Sana Söyleyemediğim Her Şey

Sana Söyleyemediğim Her Şey Kitap Kapağı Sana Söyleyemediğim Her Şey
Celeste NG
Martı Yayınları
336

Lydia öldü. Ama henüz kimse bilmiyor... Böyle başlıyor bu hikâye. Lydia'nın kahvaltıya inmediği o mayıs sabahında. Lee ailesi; pişmanlıkları ve kırgınlıkları, ihanetleri ve güvensizlikleri, söyledikleri ve söylemedikleriyle mutfak masasında beklerken. Sonrası, adına mutluluk dediğimiz denge oyunu ve bizi bir arada tutan sırlar üzerine başka bir hikâye...

Yayınlandığı günden bu yana, okurların ve eleştirmenlerin övgüyle karşıladığı Sana Söyleyemediğim Her Şey, her sayfası küçük sürprizlerle dolu, etkileyici, özel bir roman.

Hayranlık uyandıran bu kitapla ilgili tek endişem, bundan sonra okurun beklentisinin çok daha fazla yükselmesi. Derin, dokunaklı ve hassas bir metin.
-Chris Schluep-

Başarılı bir ilk roman, aynı zamanda yürek burkan bir hikâye... Celeste Ng, hünerli bir şekilde ipleri elinde tutmayı başarıyor. Çokkuşaklı bu roman, bir ailenin bütün sırlarına ışık tutan son derece ilgi çekici ve ustaca bir eser.
-Los Angeles Times-

Sürükleyici bir gizem ve farklı ırklardan gelen bir aile üzerine etkileyici bir inceleme. Tartışma yaratacak bir ilk roman. -Entertainment Weekly-

Zekice yazılmış, duygusal bir ilk roman. Ng, asimilasyon temasını duygusallıkla ve gitgide artan bir gerilimle, birbirinin içine geçmiş bir masal gibi işlemeyi başarmış.
-O Magazine

Eğer bu romanı okumadıysanız, şimdiye dek iyi bir Amerikan kurgusuyla karşılaşmadınız demektir.
-The New York Times Book Review-

Murat Gülsoy – İstanbul’da Bir Merhamet Haftası

İstanbul'da Bir Merhamet Haftası Kitap Kapağı İstanbul'da Bir Merhamet Haftası
Murat Gülsoy
Can Yayınları
264

Ben olmamış bir kahraman emeklisi, ben bir kırmızı çarpı, ben uygun adım serseri, bir gençlik düşü, ben bir yanılgılar bileşimi, ben: yeri belli olan; geçip gidiyorum şehrin içinden.Hayatın akışına aldırmıyorum.Çünkü ben suskunluk ve unutuşun sivil ifadesiyim.Aslında Promete’nin ciğerini söken kartal olmalıymışım. Promete olamadıktan sonra...Bir kitabın bize yeni bir dünyanın kapılarını aralamasını ya da kendi deneyimimize farklı ve daha parlak bir ışık tutmasını bekleriz çoğu kez. Çaresiz bir anlam arayışıdır bu. Murat Gülsoy, İstanbul’da Bir Merhamet Haftası’nda, bu çaresizliğin insani boyutunu aramaya çıkarken okurlarını da peşinden sürüklüyor. Kimi zaman ürkek, kimi zaman saldırgan kahramanları, kimi zaman şiirsel, kimi zaman mekanik üsluplarıyla bizi "bakmaya" davet ediyorlar. Ancak, Gülsoy’un edebiyatı, röntgenci heveslerden uzakta, arka pencereye değil, yazıdan bir aynaya bakmaya çağırıyor okurunu. Anlamı kendinde gizli bir dünyayı seyre dalan insanların zihinlerinde geziniyoruz. Bir şeye, dünyaya, insanlara bakmanın kendimize bakmak; kendimize bakmanın bir şeye, dünyaya, insanlara bakmak olduğunu hissederek...