Ahmet Naç – Beni Bu Kadar Sevme Anne

Beni Bu Kadar Sevme Anne Kitap Kapağı Beni Bu Kadar Sevme Anne
Ahmet Naç
Doğan Kitap
192

“Sevgim, çocuğuma nasıl zarar verebilir!”

Başını iki yana salladı, bir cevap beklemiyordu. Gözlerini devirerek gayet emin bir şekilde cevapladı kendi sorusunu. “Mümkün değil, tek ihtiyacı ona olan sevgim. Bunu da alacak, sonsuza kadar…”

“Başkalarının gözlerine çektiği perdeyi arala Bahar… Gerekirse annelik diye bildiğin her şeyi bir kenara bırak şimdi. Onun geleceğini görmeye çalışmadan asla iyi bir anne olamazsın. Ve bir anne olarak çocuğuna olan gerçek sevginin ilk şartının, ona olan tüm hislerini terbiye etmekten geçtiğini anlayacaksın.”

Gölge kitabının yazarı Ahmet Naç tüm anne babalar, öğretmenler, eğitmenler için yazdı… Beni Bu Kadar Sevme Anne, çocuğunu en doğru şekilde yetiştirmek isteyen herkes için başucu kitabı olacak. İçindeki çocuğun hayallerini gerçekleştirmek isteyenlere ise ilham verecek.

Celeste NG – Sana Söyleyemediğim Her Şey

Sana Söyleyemediğim Her Şey Kitap Kapağı Sana Söyleyemediğim Her Şey
Celeste NG
Martı Yayınları
336

Lydia öldü. Ama henüz kimse bilmiyor... Böyle başlıyor bu hikâye. Lydia'nın kahvaltıya inmediği o mayıs sabahında. Lee ailesi; pişmanlıkları ve kırgınlıkları, ihanetleri ve güvensizlikleri, söyledikleri ve söylemedikleriyle mutfak masasında beklerken. Sonrası, adına mutluluk dediğimiz denge oyunu ve bizi bir arada tutan sırlar üzerine başka bir hikâye...

Yayınlandığı günden bu yana, okurların ve eleştirmenlerin övgüyle karşıladığı Sana Söyleyemediğim Her Şey, her sayfası küçük sürprizlerle dolu, etkileyici, özel bir roman.

Hayranlık uyandıran bu kitapla ilgili tek endişem, bundan sonra okurun beklentisinin çok daha fazla yükselmesi. Derin, dokunaklı ve hassas bir metin.
-Chris Schluep-

Başarılı bir ilk roman, aynı zamanda yürek burkan bir hikâye... Celeste Ng, hünerli bir şekilde ipleri elinde tutmayı başarıyor. Çokkuşaklı bu roman, bir ailenin bütün sırlarına ışık tutan son derece ilgi çekici ve ustaca bir eser.
-Los Angeles Times-

Sürükleyici bir gizem ve farklı ırklardan gelen bir aile üzerine etkileyici bir inceleme. Tartışma yaratacak bir ilk roman. -Entertainment Weekly-

Zekice yazılmış, duygusal bir ilk roman. Ng, asimilasyon temasını duygusallıkla ve gitgide artan bir gerilimle, birbirinin içine geçmiş bir masal gibi işlemeyi başarmış.
-O Magazine

Eğer bu romanı okumadıysanız, şimdiye dek iyi bir Amerikan kurgusuyla karşılaşmadınız demektir.
-The New York Times Book Review-

Murat Gülsoy – İstanbul’da Bir Merhamet Haftası

İstanbul'da Bir Merhamet Haftası Kitap Kapağı İstanbul'da Bir Merhamet Haftası
Murat Gülsoy
Can Yayınları
264

Ben olmamış bir kahraman emeklisi, ben bir kırmızı çarpı, ben uygun adım serseri, bir gençlik düşü, ben bir yanılgılar bileşimi, ben: yeri belli olan; geçip gidiyorum şehrin içinden.Hayatın akışına aldırmıyorum.Çünkü ben suskunluk ve unutuşun sivil ifadesiyim.Aslında Promete’nin ciğerini söken kartal olmalıymışım. Promete olamadıktan sonra...Bir kitabın bize yeni bir dünyanın kapılarını aralamasını ya da kendi deneyimimize farklı ve daha parlak bir ışık tutmasını bekleriz çoğu kez. Çaresiz bir anlam arayışıdır bu. Murat Gülsoy, İstanbul’da Bir Merhamet Haftası’nda, bu çaresizliğin insani boyutunu aramaya çıkarken okurlarını da peşinden sürüklüyor. Kimi zaman ürkek, kimi zaman saldırgan kahramanları, kimi zaman şiirsel, kimi zaman mekanik üsluplarıyla bizi "bakmaya" davet ediyorlar. Ancak, Gülsoy’un edebiyatı, röntgenci heveslerden uzakta, arka pencereye değil, yazıdan bir aynaya bakmaya çağırıyor okurunu. Anlamı kendinde gizli bir dünyayı seyre dalan insanların zihinlerinde geziniyoruz. Bir şeye, dünyaya, insanlara bakmanın kendimize bakmak; kendimize bakmanın bir şeye, dünyaya, insanlara bakmak olduğunu hissederek...

Sarah MacLean – En Güzel Rüya

En Güzel Rüya Kitap Kapağı En Güzel Rüya
Sarah MacLean
Nemesis Kitap
432

Soylular kulübünün hiç onaylamayacağı bir aşk... Ve bu aşkın neden olduğu, asla bağışlanamayacak bir hata...

Londra'nın en karanlık işlerinin döndüğü kumarhanenin kurucusunu hiç kimse tanımıyor. Kimliği gizli. Kendisi güçlü. Herkes onun bir erkek olduğunu düşünüyor belki ama işin aslı öyle değil; o bir kadın. Üstelik günlük yaşamında birden fazla kimlikle tanınıyor. Herkes onu sıradan bir kadın zannediyor.

Onun tek amacı, yıllar önce hayatına bir hata gibi girmiş ama geçen zamanda, yaşamı boyunca ona verilen en güzel hediyeye dönüşmüş küçük kızını büyütmek ve iyi bir şekilde yetiştirmek. Bunu yapmak içinse unvanı olan biriyle evlenmesi şart. Kızının adını ve gururunu korumak için o adamı bulmak zorunda.

Bulduğundaysa, o adamı hiç kimsenin elinden alamayacağına emin. "Tek kelimeyle harika."
-Eloisa James-

Zülfü Livaneli – Arafat’ta Bir Çocuk

Arafat'ta Bir Çocuk Kitap Kapağı Arafat'ta Bir Çocuk
Zülfü Livaneli
Doğan Kitap
156

"Boynuna nenesinin astığı mavi gözboncuğuna eliyle dokundu. Mavi gözlere karşı koruyacaktı onu. Unutmamıştı nerede olduğunu, ama çevresinde olup bitenlerden kopmuştu. Aydınlık bir gülümseme yayılmıştı yüzüne. Neredeyse kaşlarının üstünden başlıyordu saçları. Kıvrım kıvrım, güçlü, kapkara saçlardı. Gözleri de her şeye, her zaman şaşarak bakıyormuş gibi kocaman ve parlaktılar. Çoğu zaman, hele soğukta nemli gibi dururlardı."

Bazı insanlar bütün hayatlarını sınırları aşma mücadelesi olarak geçirir. Bu konuda tartışmasız en deneyimli kişilerden biri olan Zülfü Livaneli'nin yıllara yayılan, yıllarla beslenen, zenginleşen deneyim ve gözlemlerinden, Almanya'da, İsveç'te, Danimarka'da, Türkiye'de... sınırlar, sınır aşanlar, sürgünler, gurbetçiler üzerine, değerleri yıllarla sınanmış öyküler...

Zülfü Livaneli'nin edebiyat alanındaki ilk verimleri olan öykülerini bir araya getiren Arafat'ta Bir Çocuk, yayımlandığı 1978 yılından beri hem Türkiye'de hem de dünyada olağanüstü bir ilgi gördü. Türkiye'de defalarca basıldığı gibi Almanca ve Farsçaya da çevrildi. Kitaba adını veren öykü İsveç ve Alman televizyonlarında film yapıldı. Arafat'ta Bir Çocuk'un ana konusu, edebiyatın en eski temalarından "sürgün" ve bütün anlamlarıyla "sınır". Kitapta yer alan öykülerde, Türkiye'nin Avrupa macerasının başladığı 1960'lardan ve 12 Mart 1971'den bu yana işçi ya da siyasi mülteci olarak Avrupa ülkelerine savrulan Türklerin özellikle kültürel çatışmalar bağlamında yaşadığı sıkıntılar işleniyor.

Seray Şahiner – Antabus

Antabus Kitap Kapağı Antabus
Seray Şahiner
Can Yayınları
112

"Hani kadınlar çocukları olsun diye gezmedik doktor, türbe bırakmıyorlar ya... Akılsızlar! Bırakın olmuyorsa olmuyor, ille doğurup ne diye sabinin de hayatını karartıyorsunuz?"

Gelin Başı ve Hanımların Dikkatine kitaplarının yazarı Seray Şahiner'in kaleminden yeni bir insanlık öyküsü... Antabus, yaşadığımız şiddet ortamının kaynaklarını, bu şiddetin yarattığı insanlık hallerini anlatıyor. Bu kısa romanın anlatıcı kahramanı, işçi sınıfına mensup genç bir kadın; Leyla. Bir konfeksiyon atölyesinde çalışan Leyla, sessiz sakin, "sıradan" bir hayat kurmak ister. Fakat hayatı seçimleriyle değil, kendisine dayatılanlarla şekillenir.

İçinde bulunduğu durumdan kurtulmak için kendince yöntemler geliştirmekten vazgeçmeyen Leyla'nın anlatısını elinizden bırakamayacaksınız.

Claude Charles – Papaz ve Şeytanlar

Papaz ve Şeytanlar Kitap Kapağı Papaz ve Şeytanlar
Claude Charles
İtimat Yayınları
179

Kilisenin kapısından kimseye görünmek istemeden içeri giren yirmi beş yaşlarındaki genç kız o kadar güzeldi ki, mum adamak üzere gelen iki delikanlı birden, "Allah insanı böyle bir afetin eline düşürmesin", der gibi istavroz çıkardı. Kürküne sarılı kız, kutsal bir yerde bile insanın aklına kötü şeyler getirtecek kadar cazipti. Meryem Ana heykelinin önüne gitmekte olan orta yaşlı bir kadın bile, kızı hayran hayran seyretmekten kendini alamadı. Bu bakışlar kadınların her güzel karşısında olduğu gibi hem takdir hem de kıskançlıkla doluydu.

Genç kız etrafına hiç dikkat etmeden bir papazın yanına yaklaştı. Konuşmaları gayet kısa sürmüştü. Belliydi, günah çıkartmağa gelmişti. Nitekim süratle günah çıkartma hücrelerinden birine girdi ve gözden kayboldu.