Luis Martin-Santos – Sessizlik Zamanı

26 Ekim 2016

Sessizlik Zamanı Book Cover Sessizlik Zamanı
Luis Martin-Santos
Yapı Kredi Yayınları
209

İlk kez 1961'de, Franco rejiminin katı sansürünce budanmış, tanınmaz hale getirilmiş olarak yayımlanan "Sessizlik Zamanı", içsavaşın kesintiye uğrattığı İspanyol romanını bir yandan geleneğe, bir yandan da modern Avrupa yazınına bağlayan bir yapıttır.

Luis Martin-Santos (1924-1964), ancak Franco'nun ölümünden sonra eksiksiz yayımlanabilen "Sessizlik Zamanı"nda 1949'da İspanya'yı anlatır. Ele aldığı konular, o dönemin başka İspanyol yazarlarının işlediklerinden farklı değildir: yoksulluk, acımasızlık, sevgisizlik, kardeş kavgası, ahlakın çöküşü, bilimin küçümsenişi... Ama dil, biçem ve perspektif yepyeni, denenmemiştir: gerçeklerle ve kullananla arasında uyum aranmayan bir dil, yeni yeni sözcükler, içkonuşmalar, tekrarlar, eğretilemeler, şiirsel ve çok sesli bir anlatım...

Bugün için eşsiz, belki de bir daha benzeri yazılamayacak bir yapıt olarak nitelenen "Sessizlik Zamanı", sadece Luis Martin-Santos'un değil, İspanyol yazınının da modern-klasik başyapıtlarından biridir.

Tadımlık
Bir gün birdenbire --hadi yavaş yavaş diyelim, yoksa inanılmaz gibi görünüyor--, var olduğunu keşfettiğimiz ama görmediğimiz bir şey biçimleninceye, şimdi yerlerde sürünen bu cevher katı bir biçim alıncaya dek, bugün üzgün üzgün gülenlerin yoksul bir yazgıyla karşı karşıya gelmeyi öğrenecekleri ve yuvarlak ya da oval betonarme büyük binaları boşaltıp kendi aile ocaklarının dar mahremiyetine gidecekleri güne dek bu kentleri yargılamayı bir yana bırakmak gerek.

O gün gelinceye dek, yargılamayı bir yana bırakıp, şişelerin üzerinden cam gözlü, doldurulmuş boğa başı çıkan karanlık tavernalara dalmakla; sabahın erken saatlerine dek, tümüyle bambaşka bir kent olabilecek olan bu kentin doğranmış köklerini her an ayağımız takıla takıla Nuncio ya da Bola sokaklarında dolaşmakla; pazar günleri, kuşlar, atın kocaman karnında birer birer intihar ederken, büyük alanda erlerin ustalıklı at eğitimini seyretmekle; gece, ufak tefek ve sinirli bir kadının bir yerleri gibi aceleci adımları izlemekle; gerçek denilen şeyden istifa eden sarhoşları öpmekle; bir polisin, kendinden daha uzun boylu bir kadın geçerken takındığı pozları seyretmekle; kedi gibi sarı gözlü bir şoföre, bir manifatura dükkânında nasıl dolandırıcılık yapılabileceğini sormakla; yeşil üniformalı, dev cüsseli kapıcı bizi tanıyıp babacan bir tavırla bilet almadan içeri girmemize izin verinceye dek bir eğlence yerinin eşiğini aşındırmakla; garson kızın bir kez bile bize gülümsemediği bir kafeteryada bütün bir öğleden sonrayı harcamakla; içiyormuş gibi yapıp az içmekle; konuşuyormuş gibi yapıp tek bir sözcük söylememekle; sinemaya gidiyormuş gibi yapıp kırmızı yataklı pansiyon odasına gitmekle; bir İngiliz kızıyla resim müzesine gidip Meninas dışında, hepsini tanırken, hiçbir tablonun nerede bulunduğunu bilmediğimizi kanıtlamakla; yeni bir yazınsal biçem bulup, birkaç gece boyunca, bir kahvede, usandırıncaya dek, bu biçemi yaymakla; mezara dek sürmeyecek arkadaşlıklara, geceye dek sürmeyecek aşklara başlamakla; genç kızların bedava gittikleri öğrenci balesine gitmekle; kucağında emzikli bebeği olan bir kadının bir kış sabahı kaç metro bileti sattığını keşfetmekle; kibritçi kadınların tek tek açık sigara satıp kazandıklarıyla âşıklarını gül gibi geçindirmelerini sağlayan yasanın hangi yasa olduğunu çözümlemekle; yalnızca tiyatroya gidenlerin çıktıkları bir gecede kar yağışı şiddetleninceye dek bütün körleri sokağa iten çılgınca düşüncenin nasıl bir düşünce olduğunu düşünmekle; kendilerinin açlık yılları dedikleri --nedenini onlar bilir-- bu yıllarda bütün bu insanların nasıl yaşadığını --Tanrım-- hayal etmeye çalışmakla yetineceğiz..

0 Yorum

Bir Cevap Yazın